Category Archives: Doğum Hikayeleri

Seçil ve Güneş’in Doğum Hikayesi – SSVD (Sezeryan Sonrası Vajinal Doğum)

Merhaba, ben Seçil Yüceaktaş. Ateş ve Güneş’in annesi, Ali’nin eşiyim. Oğlum Ateş’i Mart 2010 da 40+2’de sezaryenle kucağıma aldım. Sezaryen olma sebebim gebeliğimin 40 haftayı geçmiş olmasıydı. Bunun bir sezaryen sebebi olmadığını öğrendiğimde artık çok geçti. Yine de epidural sezaryen olduğum ve oğlumu doğar doğmaz koklayabildiğim ve o harika dakikalara şahit olabildiğim için mutluyum.

Üzerinden 5 yıl geçtikten sonra kızım Güneş’e hamile olduğumu öğrendiğimde yine aynı heyecanı yaşarken bu kez daha bilinçli ve doğumuna sahip çıkan bir anne olmaya karar verdim. Continue reading

1 Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Tuba ve Duru’nun Doğum Hikayesi – Sezeryan Doğum

dogum hikayesi tuba Hamileliğimin son 10 gününü en güvenilir yer olan ailemin evinde, doktorum olan babamın yanında geçirdim. Minik prensesi babam daha farklı bir heyecanla daha farklı korkularla bekliyordu. 40. haftamda doldu ama bizim minik prensesin gelmeye niyeti yoktu. 40+5 de daha fazla riske atmak istemeyerek sezeryan olmaya karar verdim.

Mutlu bir sabaha uyanıp hastaneye gittik. Ameliyat kapısına kadar her şey normaldi, o kapıya geldiğimde göz yaşlarım sel oldu. Prensesime kavuşucaktım fakat korkular, endişeler… Ameliyat masası, epiduralin takılması ve sonunda ilk kesik! Kısa bir süre sonra Meleğimin sesi. Tüm korkular uçtu gitti, bu sefer mutluluk göz yaşları vardı gözümde. Çocuk doktoru Duru’yu muayene ederken ondan gözlerimi alamadim. “Şimdi ben anne mi oldum??? 🙂 “Bu soruyu sordum içimden kendime. Duru, bebek hemşiresiyle babasına doğru yola çıkarken beni sakinleştirdiler. Ondan sonra pek bir şey hatırlamıyorum. Odama giderken üşümekten titrediğimi, bana battaniye getiriceklerini söylediklerini ve sonra Duru! Minicikti, henüz banyo bile yapmamıştı. Artık içimde olmasa da bizi tekrar birbirimize sütüm bağladı. İlk memeden sonra dudakları kıpkırmızı olmuştu ve mışıl mışıl uyudu güzel kızım.

İlk 3 ayımız yapışık geçti, birbirimizden ayrılamıyorduk. Onun bana benim de ona ihtiyacımız vardı. 40+5 günü birlikte geçirmiştik sonuçta ayrılmak okadar kolay değildi. İlk 50 gün canım kardeşim yanımızda kaldı. Doğum fotograflarını çekti, benden önce o gördü kızımı. Ben Duru’yu, kardeşimde kendi elleriyle beni besledi. Biz uyuduk o başımızda nöbet tuttu, ben uyudum o Duru’ya baktı…Hakkı ödenmez güzel kızımın güzel teyzesi. 1 sene boyunca gecemiz gündüzümüz bir geçti. Kuzum büyüdü artık, geceleri kendi odasında yatıyor çok şükür!

 

1 Comment

Filed under Doğum Hikayeleri

Cansu ve Azra’nın Doğum Hikayesi – Sezeryan Doğum

cans dogum hikayesiDoğumun ilk sinyalleri geldiği günde birlikte harika bir yoga ve doğuma hazırlık seansı yaptığım sevgili Cansu’yla Azra bebeğin kavuşma hikayesi var bugün. “Ne zamana kadar hamile yogası yapabilirim?” diye soranlar olunca doğumun sonuna kadar diyorum hep. Tıpkı Cansu’nun ve birçok hamilemin yaptığı gibi. Cansu’nun örneğindeki gibi farklı sebeplerden sezeryan da olsa yoga sayesinde doğuma farkındalıkla, o huzurla girmek, bebeğe sağlıkla kavuşmak en önemlisi…

“19 Şubat perşembe, her yer bembeyaz, hava soğuk. Tuvalete gittiğimde pembemsi bir lekeyle evet dedim, bugün beklediğimiz gün olabilir. Gülsen ile buluşma planı yaptık; hazırlanırken tekrar tuvalete gittim, artık emindim. Önce duşa girdim, sonra sırt çantamın içine fazladan bir tayt ve tshirt koydum. Sonra yoga hocam Zeynep’i arayıp, ders saatini erkene alıp alamayacağını sordum.Şaşkınlığım mutlulukla karışıyordu, bu heyecanı başka türlü bastıramazdım. Derse gittiğimde pembemsi belirtiden bahsedince, doğumu kolaylaştıracak, hazırlık hareketleri kimi zaman matın kimi zaman da pilates topunun üzerinde yaptım. Bedeni rahatlatıcı bir dersti, derin gevşemede de huşu içinde geçen dakikalardan sonra kendimi huzurlu, enerjik ve doğuma hazır hissediyordum.

Öyle mutluydum ki tarifsizdi. Hayatımın en sağlıklı en mutlu en huzurlu 39 haftasını geride bırakıyordum. 12.haftamdan beri haftanın iki günü yaptığım hamile yogası, kendimi yeniden keşfetmemde aracı olmuştu. Tüm kaslarım çalışıyordu. Kaygılardan uzak bedenimi dinlemeyi gevşetmeyi öğrenmiştim. Zeynep’in sesi içime işliyordu. Her hisset ve farket deyişinde bedenimi yeniden hissediyor ve keşfediyordum. Bebeğimle konuşuyordum. O gün Minnoşum hadi gel artık dedim. Ders bitimi tatlı bir hüzünle Zeynep’e sarıldım: ihtiyacım olan tek şey yogaydı ve yanımda olmasını istediğim kişiyle son hamile yogası dersimizi yapmıştık.

Tüm gün Nişantaşı nda Gülsen’le gezdik, yemek yedik, alışveriş yaptık, kahve içtik.

Eve geldiğimde Burak çoktan gelmişti. Akşam yemeğinden sonra tv karşısındaydık. Tek fark koltukta oturamıyordum. Yerde dört bacak üzerinde yoga hareketlerini yapıyordum. Sonra birden içimden birşeyin kaydığını hissettim saat 21.20 nişanım geldi, bir saat sonrada suyum.

20 Şubat 01.00 de 3 cm açıklıkla hastahaneye gittik. Odam spa merkezini aratmıyordu. Eşim ışıkları kısmış, yoga müziğini açmıştı. Kalçalarımla sekiz çizerek sancıları geçiştiriyordum.

02.00 de güzel doktorum Nihan Dedeoğlu geldi. Açıklık 5 cm idi. Üçümüz sabaha kadar minik kızımın gelişini bekledik. Saat 08.00 de açıklık aynıydı. İlerlemeyen eylem ve fetal distress tanısıyla 08.46 da sezeryanla bebeğime kavuştum.

39+2 de dünyanın en mutlu insanıydım. Artık Anneydim.”
Cansu ŞAHİN AVCI

 

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Linda ve Rubina’nın Doğum Hikayesi – Normal Doğum

dogma hikayesi linda
Gecen hafta tam da bugun sabah 6da aniden gelen suyumla dogum hikayem basladi. Ama tabi herkes gibi benim de dogum oncesi endiselerim coktu. Normal dogum yapabilecek miyim? Bebegim saglikli mi? Kasilma ve sanci denilen seyleri nasil ayirt edecegim? vs vs…  Continue reading

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Övgün ve Can’ın Doğum Hikayesi – Normal Doğum

dogma hikayesi ovgunGünler sona yaklaştıkça oğlumu beklerken yaşadığım sabırsızlık her geçen gün artıyordu acaba nasıl başlayacaktı doğum? Dayanılmaz ağrılarla mı yoksa bir anda suyum mu gelecekti veya bu kadar gerçekleşmesini istediğim normal doğumu başaramayacak mıydım? Artık bir an önce herşey başlasın istiyordum derken 18 haziran sabahı saat 07:00da tuvalete kalktığımda nişanım geldi , o güne kadar sakin olan ve doğumun tüm aşamalarını aylardır okuyup ezberleyen ben bir anda paniğe kapıldım ve hemen eşime seslendim, aslında ne yapılacağını daha doğrusu sadece sakince bekleyeceğimi bildiğim halde dönüp tekrar kitaplara baktım, aynen şöyle yazıyordu ‘tebrikler doğumunuz en geç 48 saat içinde gerçekleşecek’ sonra sakinlestim ve beklemeye başladık.Eşim o gun işe gitmedi ve ne tesadüftür ki annem de tam o gün yola çıkmış geliyordu. Saatler geçtikçe durum yerini çok hafif kasılmalara bıraktı ve ben her saat başı soluğu tuvalette alıyordum bir nevi vücut kendi kendine lavman yapiyordu..Bu kasılmalar beni hiç yormuyordu ancak vakit geçtikçe karnımın gittikçe küçüldüğünü ve aşağıya indiğini çok net bir biçimde görüyordum. Ev içinde yürüyüşüm dahi zorlaşmıştı.

Bu arada ben kasılmaların aralığını tutmak için surekli saate bakıyordum ..Oldukça düzensizdi ve saat başı 45 dk.de bir geliyordu. Kararlıydım kasılmalar 5-10 dk.da bir gelene kadar doktoruma haber vermeyecektim ancak yine de tedbir amaçli nişanımın geldiğini whatsuptan doktoruma bildirdim.

Bu arada kendi kendime gerçekten doğum başladı sanırım diyordum ama hayal kırıklığı yaşamamak için de bunu kendime bile itiraf etmek istemedim sonucta bu şekilde hastaneye gidip henüz doğum başlamadı diye dönen çok insan vardı..

Saatler öğleden sonrayı gösterdiğinde annem geldi ve eşim beni anneme teslim ederek işe gitti daha doğrusu ben onu gönderdim.Annem beni görür görmez karnımın inmiş olduğunu hemen farketti ve ona heyecanlanmamasını ve nişanımın geldiğini kasılmaların da başladığını söyledim aslında doğum çoktan baslamıştı ve latent fazı rahat bir şekilde evde geçiriyordum.

O güne kadar hiç azalmayan iştahım son gün tavan yaptı, evde ne var ne yoksa yedim hatta akşam olunca eşime dondurma aldırdım.O akşam son yogamı evde yaptım ve uyuyamayacağımı bildiğim halde hepimiz yattık.Her kasılma geldiğinde sadece nefes alarak karşılık veriyordum…

Saatler sabahın 4ünü gösterdiğinde kasılmaların arası 5-10 dk.da bire düşmüştü ve şiddeti de artmaya başlamıştı sonra eşimi uyandırdım ve doktorumu arayacağımı söyledim, Herman Bey beni sanki akşamin 8inde arıyorum edasında bir ses tonuyla hastaneye gitmemizi ve doğumun başlayip başlamadığına bakılmasını istedi , çantalarımızı aldık yola çıktık sabahın 5 inde hastaneye giriş yaptık.

Nöbetçi doktor açıklık kontrolü yaptı ve ilk defa bu muayeneyi o sırada oldum ; açıklık 3 cm , doğum başlamış hatta latent fazı geçmek üzereydim buraya kadar bu şekilde gelmiş olmanın sevincini yaşadım.
Sonrasında kahvaltımı yaptım ve sabah 8 civarı Herman Bey geldi açıklık kontrolü yaptı açıklık 4-5 cmdi. Doktorum epidural almamı önerdi ancak ben pek istemedim çünkü buraya kadar herşey çok normaldi. Hemşirelerin ve doktorun tavsiyesiyle epidural takıldı ve benim moralim bir anda sıfırlandı ağlamaya başladım, bundan sonra hiç bir acıyı hissedemeyeceğim diye ağlıyordum kulağa çılgınca gelebilir, ancak hayatımda hiç doğum yapmadığım için de doğum planımı doktorumla konuşmaya cesaret edememiştim dayanabilirmiydim bilmiyorum dolayısıyla kendimi onlara teslim etmiş oldum.

Epidural takıldıktan yarım saat sonra sancılar bir anda şiddetlenmeye başladı daha sonrasında da suni sancı verildiğini öğrendim , sabah saat 9dan sonra hep söyledikleri ‘zaman kavramı kalmayışı’ sanırım o saatlerde baslamış olsa gerek ki gerçekten o andan doğum anına kadar ben başka bir dünyada ve başka bir boyuttaydım. Epidural tutmamıştı ben tüm sancıları hissediyordum aslında istediğim buydu, uyusturulmuş doğum bana pek anlamlı gelmiyordu, yaklaşık 3 saat sonra ıkınma hissiyatı başladı açıklık 7-8 cm e ulaştıktan sonra epidurali ve suni sancıyı kestiler. Henüz ıkınmamam gerektiğini biliyordum, biraz da içgüdülerimle hareket ediyordum. Son 1 saat biraz zorlu geçti dayanamayacağım dediğim anda içimden bir ses az kaldı biraz daha dayan diyordu. Açıklık 9-10 cme ulaştığında doğumhaneye girdik eşim de yanımdaydı.Bir an kendimden geçmişim sonrasında aniden suyum geldi ve rahatlama hissettim ebe gelip son kontrolü yaptı ve doktoru cağırdılar beni doğum sandalyesine aldılar.

Kendi kendime nasıl yapacağım diyordum biraz sesli düşünmüş olacağım ki doktorum hiç merak etme yapacaksın dedi, doktorumun kararlı ve güven veren sesi beni kendime getirdi, nasıl ıkınacağımı anlattı , kasılma gelince bir kaç deneme yaptım 3 ıkınma sonrasında Can geldi , o an yaşadığım duyguların asla tarifi yok tüm acılar bir anda bıçak gibi kesildi bebeğime kavuşmuştum, sıcacıktı ve kollarımdaydı… Oğlum hoşgeldin dedim elini tuttum. Ve boylece yeni 3 kişilik hayatımız başlamış oldu…

Doğum anı öyle büyülü bir an ki aylar boyunca orda kaldım diyebilirim. Sırf o anı tekrar yaşamak için tekrar hamile kalabilirim 🙂 Herkese tavsiyem dogumu kendi akışına bırakın ve seçimlerinizde kararlı olun, bir daha hamile kalırsam ve doğum yaparsam epidural kesinlikle düşünmüyorum çünkü sonrasında doğuma mudahale edilmiş oluyor, tek yapmanız gereken bedenen ve ruhen kendinizi buna hazırlamanız ve inandırmanız…

 

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Nadiye ve Nil’in Doğum Hikayesi – Doğal Doğum

nadine dogum hikayesiEvet… Ben de artık anneyim. Meleğim 39+3 haftalıkken 03.03.2015 tarihinde saat 02.38 de dünyaya geldi. Aradan çok uzun zaman geçmeden, hazır o da mışıl mışıl uyuyorken ömrüm boyunca unutmamın mümkün olmadığı o muhteşem anları kaleme almak istedim. Ümit ederim ki okuyan birilerini korkularından uzaklaştırmaya da vesile olur bizim hikâyemiz.

Öncelikle tüm gebeliğim boyunca hep hareketli olmaya ve iyi beslenmeye elimden geldiğince dikkat ettiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. 13. haftadan itibaren düzenli olarak hamile yogası yapmaya başladım. Haftanın bir günü sevgili Zeynep’in Acıbadem derslerine katılırken bir günü de İstanbul Doğum Akademisi’nde yoga yaptım. Bir süre sonra kendime güvenim gelince bunlara ek olarak evde kendim de yapmaya başladım ki her geçen gün çok daha etkili sonuçlar aldım. Bulduğum her fırsatta da bolca yürüyüş yaptım. Her şey yolunda giderken ve artık doğumuma haftalar kala 38+3 de mecburi sebeplerle değişen sigortam yüzünden hekim değiştirmeye karar verdim. Bu durumun motivasyonumu bozmaması için kendime hep telkinde bulundum. Sonuçta doğal doğumdu hayalimdeki ve ben de bunun için bedenimi her şekilde hazırlamıştım. Kısa sürede de olsa kendime yeni hatta belki de daha iyi bir hekim bulabilirdim. Doulam sevgili Özge’nin tavsiyesi ile Acıbadem Kadıköy’den Doktor Harika Bodur ile tanışmamız işte böyle bir arayışla başladı. Kendisi beni gerçekten çok sıcak karşıladı ve bu ani değişikliğin beni yıpratmaması için uzun uzun rahatlatıcı konuştu. Ben de kendisine hayal ettiğim doğumun detaylarını içeren tercihlerimi yazılı olarak sundum. Her maddeyi dikkatle inceledi ve saygıyla da cevaplandırdı. Sonunda da imzalayarak o hastaneye gelene dek benimle ilgilenecek ekibe gerekirse göstermemi söyledi. 

Aslında bir hafta öncesinde başladı doğum sancılarım kesik kesik ama çok üzerinde durmadan hayatıma devam ettim. Hatta birkaç işimi halletmek için tek başıma karşı yakayageçecek kadar cesaretli davrandım ama sonuç eşimin beni acilden toplaması oldu 🙂 Karnım öyle kasılıyordu ve bebeğim o kadar sıra dışı hareket ediyordu ki doğum başladı diye düşünüyordum. İlk bulduğum acile kendimi zor atıp hemen bir NST çektirdim ve gerçekten de ağrılarım çok şiddetli çıktı. Ancak doğum değildi, hiçbir düzen yoktu ağrılarda. Takip edip dinlenmemi söyledi doktor ancak bu ağrılar giderek artarak hafta boyunca devam etti. Gebelik boyunca pek yaşamadığım uykusuzluk ve bel ağrısı her geçen gün arttı. Üstüne bir de grip olup boğaz enfeksiyonu yaşamayı da başardım. 

Tüm bunlara rağmen yine de işlerimi yapmaya, son hazırlıkları tamamlamaya hatta evi temizlemeye devam ettim :) Doğumun olacağı günün sabahına ise gerçekten çok hasta ve bitkin uyandım. Gerçekten hissettim büyük günün o gün olduğunu. Öğlene kadar kendimi dinlendirip sonrasında evi süpürdüm, markete, postaneye gidip işleri hallettim ve her an sıklaşan ağrıların artık belimden bacaklarıma doğru vurmaya başladığını fark ettim. Hem çok bitkin hem de enerjik hissediyordum. Hayatımda hissetmediğim bir histi. Yerim de duramıyor kendime sürekli yeni işler çıkarıp oyalanıyor, ağrıları unutuyordum. Akşamüzeri eşimi arayıp eve biraz erken dönüp dönemeyeceğini sordum.  İlk tepkisi “Yoksa minik geliyor mu?” oldu heyecanla, ben de “Sanırım ama panik yapma sancı aralıkları sıklaştı ama emin olamıyorum” dedim. O gelene kadar ağrıları unutmak için mutfakta oyalandım, akşam için aldığım hamsileri yıkayıp aklımdan sancı kavramını silmeye çalıştım 🙂 Sonrasında da güzel bir duş alıp bebeğimi, bedenimi ve en önemlisi zihnimi sıcak suyla dinginleştirdim. Bu arada sancılar iyiden iyiye vurmaya başladı. Eşim gelince o yemeği hazırlarken ben sancı aralıklarını kontrol etmeye başladım. Aman Allah’ım 10 dakikanın altına düşmeye başlamıştı bile! Hemen sevgili doulam Özge’ye ve fotoğrafçım Derya’ya hazırlıklı olmalarıiçin mesaj attım. Belki bu gece onları uykusuz bırakabilirdim 🙂 Özge ağrı aralıklarını öğrenince miniğimin gelmeye başladığını söyledi, aralıkları not edip bir yandan da eşimin ayıkladığı balıkları biraz biraz da olsa yemeye çalışıyordum ki enerjim düşmesin ve uzun geceye dirayetim kalsın. Doğum dalgalarımın aralığının 5 dakikanın altına düşmeye başladığını görünce değerli doktorum Harika Bodur’a durumu bildirdim,o da hastaneye gidip bir kontrol ettirmemi söyledi. Ben bu arada gelen her dalgayı bol bol nefes alarak karşıladım. Pilatestopuma oturup yuvarlak çizerek kalçalarımı dinlendirmeye çalıştım. Eşim hastane çantalarımı arabaya indirirken hala emin değildi doğurduğuma ama ben biliyordum ki prensesim valizini eline almış çoktan yola düşmüştü 🙂

Kadıköy Acıbadem’e vardığımızda doğumhanede yapılan kontrolde şiddetli sancım olduğu ve 2 cm açılmanın olduğunu söyledi ebe. Doğumun başladığından zaten emindim ama 2 cm açıklık beni adeta hayal kırıklığına uğrattı. Saatlerdir vardı sancı nasıl olurdu da 2 cm olurdu hala. Sonra kendimi sakinleştirdim. Daha macera yeni başlamıştı, şimdiden pes edecek değildim ya. Eve dönüp orda beklememi önerdi ebe ama ben hastanede kalmakta ısrar ettim. Daha çok uzun bir yolun var burada hırpalanma diye de ekledi beni ürkütürcesine. Yine de orda kalmak istedim. Bu arada nefeslerimi çok düzenli ve kontrollü şekilde alıyordum. Ebenin dikkatini çekmiş olmalı ki eğitim alıp almadığımı sordu ve çok iyi gittiğimi de ekleyip beni motive etmeyi unutmadı 🙂

Odama çıkınca ilk işim Medine’den yıllar evvel özenle taşıdığım fatma ana eli otunu suya koymak oldu. Yumruk şeklindeki bu otun suyun içinde yavaş yavaş açılmasıyla rahmin de açıldığına inanılırmış yüzyıllardır. Doğru yanlış bilmem ama açılmalar boyunca onu izlemenin beni çok rahatlattığına eminim. Mümkün olduğunca dalgaları ayakta karşılamaya gayret ettim. Duvara dayanıp kalçalarımla daireler çiziyor, derin derin nefesler alıyordum. Doulam Özge belime masaj yapıyor eşim Taner de nefeslerime eşlik ediyordu. Bir ara plates topunun üzerinde duşun altında oturdum. Su beni inanılmaz derecede rahatlattı. Kasılmalar o denli yoğunlaştı ki bir ara nefesim kesiliyor zannettim. O an fark ettim ki doğru nefes almayı unutuyordum. Ne zaman ki nefesleri kaçırdım o zaman gerçek ağrıları sonuna dek hissettim. Doğru nefesin önemini kat ve kat anlamış oldum. Sürekli tuvalete gitme ihtiyacı duyuyor hatta klozetten kalkmak istemiyordum. 

Bu arada kontrole gelen ebe açılmalarım 3 cm olduğunu söyleyince bir hayal kırıklığı daha yaşadım. Sabahı bulur diye ekleyerek de gitti. Hal böyle olunca kaderime razı olup doulamı biraz nefes alması için hastane dışına, eşimi de Bursa’dan jet hızıyla gelen annemi karşılamaya yolladım. Nasıl olsa daha uzun bir yoldu bu, kısa süre yalnız kalmam da sakınca olmazdı. Ne olduysa bu 45 dakikalık yalnızlık süresi boyunca oldu. Her şeyi hayal meyal hatırlıyorum. Odanın kısık ışıklarında fatma ana elim açıldıkça bebeğime daha da çok yaklaşıyordum. Az evvel 3 cm açıklığın olduğunu söyleyen ebe yarım saat sonra kontrole geldiğinde gözlerini kocaman hayretle açarak 8 cm olduğunu söyledi. O cümle hayatımda duyduğum en güzel cümlelerden biri olarak hatıralarıma kazındı 🙂 Hemen doğumhaneye almak istediler ama eşimin gelmesi için direndim, onsuz o anı yaşamak fikri bile korkutuyordu beni. Eşim, canım annem ve sürpriz yapan kardeşimle birlikte doğumhaneye doğru yolculuk başladı.

Her şey o kadar çabuk oluyordu ki sabaha kadar sürer demişlerdi ama saat daha 1:30 du. Bebeğim beni yormadan gelmeye niyetliydi. Suratıma yayılan gülümsemeyle kendimi doğumhanede buldum. Daha doktorum bile gelmemişti ama bebeğim gelmek üzereydi. Dalgaları ayakta karşılamaya, yogada Zeynep’in öğrettiklerini yapmaya devam ediyordum. Hemşirelerin şaşkın bakışları altında dört ayaküstünde sırtımı rahatlatıyor, çömelip bacaklarımı açıyordum. Aylardır bıkmadan usanmadan yaptığım fiziksel ve ruhsal hazırlığın sayesinde her şey hızlı gelişiyordu. Derken doktorum şaşırarak doğumhaneye girdi ve ilk doğum için sürenin çok kısa sürdüğünü söyleyerek beni bir kez daha mutlu etti. Doğum masasında muayene ederken meleğimin saçlarını gördüğünü söyledi. O anki heyecanım tarifsizdi. Dakikalar kalmıştı kavuşmaya. Bir elimden eşim bir elimden doulam tutmuş bana kuvvet vermeye devam ediyorlardı. Suyum gelmemekte inat ettiği için doktorum bir aletle patlattı ve doğum taburesine oturmamı teklif etti. Tabure de birkaç ıkınmadan sonra bebeğim iyice aşağı indi masada birkaç ıkınmadan sonra doğum gerçekleşti.

Bebeğimi tam da dilediğim gibi göbeği kesilmeden kucağıma verdiler. Göbek bağı o kadar kısaydı ki göbeğimin üzerine attı doktor. Oradan şaşkın gözlerle bana, babasına, dünyaya bakıyordu. Bense ondan daha şaşkın, pembe pamuk tenine dokunuyor gözlerime inanamıyordum. Hayatımda görüp görebileceğim en güzel pembe renk onun teniydi. Göbeği kesilince göğsüme geldi o beni kokladı ben onu. O an hiç bitmesin istedim ama 10 dakikalık kucaklaşmanın ardından babasıyla beraber yukarıya çıkardılar miniğimi. Hastanenin adını bile duyunca kaçacak yer arayan canım eşim tüm sürecin kahramanı olmuş, bir an olsun elimi bırakmadan her şeyin kolaylıkla üstesinden gelmeme destek olmuştu. Dikişlerim sürerken gözyaşlarına boğulmuştum. Odaya giren hastabakıcı canımın mı yandığını sorduğunda cevabın çok netti “Hayır, bu gözyaşları bebeğime en arzu ettiğim şekilde kavuşabilmiş olmanın verdiği mutluluğun gözyaşları…” Sabaha kadar meleğime baktıkça sevinç gözyaşlarıma engel olamadım. O bana verilmiş en büyük hediyeydi.

Rabbim herkese benim yaşadığım gibi bir doğum hikâyesi nasip etsin. Bu süreçte yaptığı değerli yönlendirmeleri için sevgili Zeynep Gözübüyük’e ve doulam Özge Dündar Taşkın’a çok teşekkür ederim. Canım eşim Taner, annem Şengül ve kız kardeşim İlkay’a da bana verdikleri kesintisiz destek için binlerce kez teşekkürler. Sizi seviyorum…

  

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Ceren’le Vera’nın Doğum Hikayesi – Doğal Doğum


dogum hikayesi ceren39+4. günü de bitiriyorduk. Pazar gününü pazartesiye bağlayan geceydi ve kızım Vera gelmeye karar verdi. O geceden 4 gün önce son doktor muayenesine gittik. Gebelik şekerim olduğu için diyet yapmama rağmen bebeğim hızla kilo alıyor ve doktorum doğumun mümkün olduğunca vakitlice olmasını istiyordu çünkü normal doğum olacaktı. Çatı muayenesinde “2 santim açıklık var 3-5 gün icinde dogum gerçekleşebilir” dedi. “Uzun yuruyusler yap, squat yap belki 100 kez (çömelip kalkma).”diye ekledi.” Hamile yogasi yapıyorum”dedim “devam o zaman” dedi. Son 15 gundur hamile yogasinda yaptigimiz hareketleri zaten yapiyordum evde. Muayeneden sonra 1 saatlik yürüyüş ve yoga seansı yaptim. Zaten yogadaki çömelme hareketini her yaptigimda kızımla konusuyordum. “Seni bekliyorum, artik hazırım kızım” diyordum. Ve sancıların başladığı gece televizyon izlerken adet sancısı gibi bir sancıyı kasıklarımda hissetmeye başladım. Her sancının 20 dakikada bir geldiğini farkettim. Eşimin ailesi bizde kalıyordu, doğumda yanımızda olmak için şehir dışından gelmişlerdi. Saat 11:30 civarı biz de annemler de odamıza çekildik. Saati takip ediyordum ve sancıların arasındaki süre azalmaya başladığında eşime söyledim. Doktorumla iletişime geçtik ama hala acaba bu o gün mü zamanı geldi mi diye inanamıyordum. Doktorumun hastaneye geçin cevabını aldıktan sonra eşimin ailesini uyandırdık. Annemi aradım haber vermek için daha ben ağzımı açmadan annem “başladı mı kızım hadi bakalım Allah yardım etsin” dedi. Bu kadar mı hazırlıklı olunur. 🙂 Moskova’da çalışan kardeşime sancılar başlayınca haber vermeyi karar vermiştik. Gerçi o bu haftasonu atlayip gelsem mi belki dogum olur demişti ama kızımın sağı solu nereden belli olsun. 😉
Bir yandan da kızım kendini her ittiginde yani her sancıda “Aferin Vera, aferin kızıma seni bekliyoruz” diyerek kızımla konuşuyordum. Eşime duşa gireceğimi sonra da hazırlanacağımı söyledigimde yaşadığı paniği unutamıyorum. “Doğum başladı ne duşu” diyerek biran önce evden çıkmak istiyordu. Eşimi sakinleştirdim, “merak etme daha zaman var” diyerek. Evden çıkarken sancıların arasındaki süre 7 dakikaya düşmüştü. Uzun zamandır bu anı bekleyen ben gerçekten doğumun olacağına,evimden kızımı kucağıma almak için çıkıyor olduğuma inanamıyordum. Doğum çantamızı, hastene odamız için hazır olan süsleri, bebek hediyelerini de yanımıza aldık ve çıktık evden. Sanki yine bir gezme için çıkıyormuş gibiydim. Gerçekleşmesini  çok istediğim şeylerin zamani gelince algılarım pek şüpheci olur, inanması zor gelir hep. Hastaneye gittigimizde saat 01:00 olmustu. Hemşireler kontrol edip doğum başlamış diyene kadar da tam emin olamamıştım zaten. Hemşire kontrol etti 3 santim açıklık olduğunu söyledi ve NST’ye bağlandım. Artık havaya girmek gerekiyordu. Ailem getirdiğimiz süslerle odayı süsledi ve artık sürecin başladığını ilan etmiştik. Eşim her sancımda yanımda gözlerimin içine bakıyordu, sabret bu sancıyı da atlatıyorsun der gibi. Bana nefes tekniklerini hatırlatıyor, hatta bana eşlik ediyordu. Annem dua okuyor ve elimi tutuyordu. Eşimin annesi de yanımda. Babalarımız sancılar sıklaşıp etkisi artmaya başladığında zaten dayanamayıp dışarıda beklemeye karar verdiler. İkisinin de gözlerinin dolu dolu olup odadan çıktıkları an gözlerimin önünde. Hamileliğim sürecinde ve özellikle son zamanlarda doğumun evrelerini ve sancıyla başetme yöntemlerini okuyordum. Eşim de bana o süreçte nasıl yardımcı olacağını. Doğum koçum olmayi istemişti bir kere. 😉 Aktif doğum istiyordum yani sancıları yatarak yaşamak yerine yürümek plates topunu kullanmak, açılmaya yardımcı olacak yoga hareketlerini yapmak.  Nefes teknikleri, odaklanmamış farkındalık yöntemi gibi bana sancılar sırasında acıya direnmeden ona dayanma, sabırla bir sonraki sancıyı karşılamama yardımcı olacak teknikler. Bir taraftan da okuduğum bazı yazılarda kendimi tutmadan doğum dalgalarında bağırmanın doğumun bir parçası oldugunu okuyordum. Kadınlar olarak çocukluğumuzdan beri nasıl davranmamız gerektigini düsünerek yaşamaya, kendimizi bastırmaya, kontrol altında tutmaya alışkın olduğumuzdan doğum sürecinde bu doğal tepkiyi de bastırmak beklenen birşeydi. Hemşire kontrole geldigi bir seferde NST’yi kontrol etti.
Sancılar şiddetini arttırıyordu ve NST’de 127-130 görmeye başlamıştım. “Siz sancıları hissetmiyor musunuz” dedi bana. Neden öyle sorduğunu merak ettim. “Hiç sesiniz çıkmıyor çünkü” dedi. Doğum öncesi okuduğum yazıları ve kalıplardan çıkmam gerektiğini hatırlatıyordu adeta. Gücümün azaldığını hissediyordum. Ama odada, koridorda yürümem gerektiğini biliyordum. Eşimle birlikte yürüyorduk ve ben sanci geldiğinde eşime sarılıp onun omuzlarında destek almaya çalışıyordum. Bu sayede sancıları atlatabiliyordum. Bir yandan da yerçekimine karşı duruyormuşum hissi devam ediyordu. Sabah olmak üzereydi, saatleri sayamıyordum ama yatagın tam karşısındaki saat 05:00i gösteriyordu. Ben üç dakikada bir gelmeye başlayan sancılarda bitkin hissetmeye başladığımda yatıyor ve üç dakikalık aralarda uyukluyordum. Vücudun bir dili ve çok iyi bir savunma mekanizmasi oldugunu bir kere daha anlamıştım. Doktorum sabah geldiğinde kontrol etti ve açıklık 8 santim olmuştu. Doktorumun geldigi an benim için bir karar anıydı aynı zamanda. Hamileliğimin son döneminde kendimi hazırlamıştım. Doğal doğum tercih edecek, epiduralin desteğine gücüm yeterse eger güvenmeyecektim.  Ancak doğum anında kızımı kendimden geçmiş bir şekilde karşılamak istemiyordum. Sancılar enerjimi tüketmeye başlamıştı. Ve vücudum epidural almam gerektiğini söylüyordu. Doktorum bunun süreci uzatacağını, açıklığın gayet iyi olduğunu söylediğinde kendisine epiduralin onun için da benim için de süreci daha iyi geçirmemize yarayacağını söyledim. Ancak doktorumun biraz sonra tuvalete gitmek için yataktan kalktığımda suyum gelmişti, bacaklarımın arasından şakır şakır akıyordu  ve bu sancıların daha sık gelmesine sebep oldu çünkü rahim ağzı da iyice açılıyordu. Epidural için anestezi uzmanı geldi. Beni tek tedirgin eden sıklaşan sancılarda epiduralin zamanlamasıydı. Eşimin göğsüne yatmış epiduralin beni biran önce rahatlatmasını bekliyordum. Anestezi uzmanı bende omurga eğriliği olduğunu ve dogru noktayı bulmakta zorlandığını söyledi. Sonunda bir nokta bulmuş ve epidurali yapmıştı. Ama buz torbası ile kontrol ettiğinde buz torbasını gayet de hissediyordum. Yapılan ilk epidural tutmamıştı maalesef. Bir saat daha sonra tekrar epidural yapıldı. “Durun sancı geliyor! Bekleyin!” tedirginliğini tekrar yaşadım ama neyseki artik sancılar epiduralin etkisiyle hafiflemişti ve plates topu beni bekliyordu. Camın önünde dışarıda akan hayatı izlerken eşimin elini tutarak kızımızın aramıza katılmasını hızlandırmak için üzerinde hopluyordum. Odada bulunanların konuşmalarına dahil edebiliyordum kendimi epidural sayesinde. Ama bu süre kısa sürdü çünkü suni sancının verilmesi gerekiyordu.  Tekrar NST’ye bağlanıp yatağa uzanma ve suni sancılarla birlikte kızıma yardım etmem gerekiyordu, onun da bana. Çünkü son evredeydik ve doktorum ıkınmamı istiyordu. Birkaç denemeden sonra tekrar ayağa kalkıp yatağın ucunda çömelerek ıkınmamı söyledi. Geceden beri her sancımda tüm kuvvetiyle ve sabrıyla bana destek olan eşim bir yanımda annem diğer yanımda beni tutuyorlar, ben çömelip ıkınıyordum. Sonra tekrar yürüyüş ve yine çömelme. Tekrar yatıyordum solumda eşim,sağımda annem beni bacaklarımdan tutuyorlardı. Doktorum sancı gelsin, bekle zirve yaptığı anda ıkınacaksın diyordu. Ikınmaya başladığımda doktorumun “it bebeğini, harikasın” sözleriyle elimden geleni yapmaya çalışıyordum. Önce doktorum sonra eşim ve annem sırayla bazen aynı anda“Kafasını görüyorum, saçlarını görüyorum” dedikçe artık çok az kaldığını anlıyordum ve hiç bitmeyecek sandığım bu süreçte yorgunluk üzerimde, enerjimin sonunu kullanıyorken tüm nefesimle bebeğimi itiyordum. Son evrede kuvvetli nefes vermenin ama nefesini doğru kullanmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bu arada doktorum bir yandan hemşierelere doğumhanenin durumunu soruyordu. O gün doğum katında hiç görülmemiş bir yoğunluk vardı. Doğum yapmak için ard arda yatışlar oluyordu ve benim doğumuma dakikalar kala doğumhane boşalmamıştı. Doğumhaneye geçmem için yatağı getirdiler odaya. Doktoruma doğumu odada yapmak istediğimi söyledim. Çünkü ne doğumhaneye geçmek için o yataktan kalkıp başka yatağa geçecek gücüm vardı, ne de saatlerce sancıları çektiğim odadan ayrılmaya isteğim çünkü içimden geçen odada doğum yapmaktı. Gerçekten de gönlümden geçtiği gibi oldu. Hastane odasında yapacaktım doğumumu. Steril yeşil örtüler getirtildi, bebeğin ilk kontrolü için bebek hemşireleri ve bebek doktoru hazır edildi. Fotoğrafçımız ekibiyle zaten odadaydı ve resmen odadaki heyecanı hissedebiliyordum. Doğumda eşimin olmasını özellikle istemiştim. Annem bana yardımcı olmak için oradaydı ama doktorum annemi çıkarmamıştı henüz odadan. Doktorumun yönlendirmesi ile bir yanımda eşim bir yanımda annem tam bir ebe doğumu yapacaktım. Eşimin varlığının bana verdiği güven bana çok yardımcı oluyordu. Ama annemin de yanımda olması hiç planlanmamış, istesem ve uğraşsam gerçekleşmeyecek bir durumdu. Çünkü hiç böyle bir şey duymamıştım. Ve şimdi beni doğuran insan benim doğumumda bulunuyordu. Odadaki herkes bebek için hazır bekliyordu ve ben son çabalarımı gösteriyordum. Ve sonunda saat 14:35’te tüm nefesimle kızımı eşimin ve annemin heyecanlı ve gözleri yaşlı bakışları arasında dünyaya getirdim. Onun suyla kaplı vücudu, uzun kafası ve gür saçlarını gördüm. Bebeğimin çığlıkları yeni hayatımızın habercisiydi sanki.  Eşimden kordon bağını onun kesmesini istemiştim, tereddüt ettiğini hatırlıyorum ama sonra kesebilmiş. Sonrası ise tarif edilemez bir rahatlama doğum sonrası dikişlerin verdiği sıkıntılara rağmen. Doğumumun sancılarla başlamasını istiyordum öyle oldu, odada doğum istiyordum öyle oldu, eşim ve annem yanımdaydı. Kesi atılmasın istiyordum çok şükür ona da gerek kalmadı. Kızımı sağlıklı bir şekilde doğurabildim. Şükredecek o kadar çok şey vardı ki.Evet uykusuz geceler başlayacaktı, evet hayatım değişecekti artık ama doğduğu an bana öpmem için uzattıklarında ben kızıma bağlanmıştım bir kere.

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Ayşe’yle Derin’in Doğum Hikayesi – Sezeryan Doğum

dogma hikayesi ayseDerin bizi hiç bekletmedi çok şükür.. Bebek sahibi olmaya karar verdiğimiz ay hamile kaldım.. O kadar çok hissediyordum ki Derin’in varlığını daha hamile olduğumu öğrenmeden yediğime içtiğime inanılmaz dikkat etmeye başlamıştım.. Fakat hamileliğimi öğrendikten sonra kalp atışını duymadan sevinmeyelim dedik ve beklemeye karar verdik.. 29 ekim 2013 sabahı kanamayla uyandım o kadar çok korktum ki apar topar hastaneye gittik ve o gün ilk kalp atışını duyduk Derin bizimleydi hiçbir sorun yoktu çok şükür.. Devam eden günlerde bir kanama daha yaşadım yine aynı şekilde korkuyla gittim meğer normal bir süreçmiş bu yaşadığım, hamilelikte aşırı olmayan kanama olabilen birşeymiş.. Benim nazlı kızım cinsiyetinide bir türlü göstermedi bize annesine süpriz yapmak istedi ve 16. Haftanın sonunda 9 ocak 2014 yani benim doğumgünümde öğrenebildik kız olduğunu meğer ne çok istemişim bi kızım olsun.. Hayatımda aldığım en güzel doğumgünü hediyem.. 16. Haftadan sonra Zeynep ile tanıştık.. Canım Zeynep iyi ki girdin hayatımıza. Hamileliğim onun sayesinde o kadar hareketli ve aktif geçti ki şu an daha tembel hissediyorum kendimi 🙂 doğuma birgün kala bile alışveriş yapıp gezebiliyordum 🙂 yoga dışında keyifli sohbeti ve öğrettikleriyle bana o kadar çok yardımcı oldu ki.. Zeynepçiim teşekkürler iyi ki varsın 🙂 Bu arada süreç benim için biraz daha farklıydı diğer hamilelerden.. Ben 12 yaşındayken geçirdiğim skolyoz ameliyatı yüzünden normal doğum yapmaktan çekindim, riskliydi. Bir çok doktor normal doğum yapabileceğimi ama sonrasında ne olacağını bilemediklerini söylüyorlardı.. Normal doğumu tabii ki çok istiyodum ama ya sonrasında bana birşey olursa değer miydi? Tabii ki hayır doğumdan sonra sapasağlam olmam gerekiyordu bebeğimi kendim büyütmem gerekiyordu bu yüzden doktorumun bütün ısrarlarına rağmen sezeryanı seçtim. Bu arada öğrendim ki skolyoz ameliyatı olduğum için epiduralde alamayacaktım genel anestezi olmak zorundaydım.. Bebeğimi ilk gören ben olamayacaktım ve inanılmaz üzüldüm.. Ama olsun biz sağlıkla kavuşalım gerisi önemli değil diye kendimi avuttum doğum anının saniye saniye çekilmesi için doğum fotoğrafçısıyla anlaştım.. İçim bi nebze daha rahattı en azından sonradan doğum anını izleyebilecektim.. Derin için hazırlıklar son gaz devam ederken, tipik bir oğlak burcuyum herşey aylar öncesinden hazırlandı evet :)) doktorumuz 39+2 yani 14 haziran cumartesi sabahı derinin aramıza katılabileceğini söyledi.. 15 haziran babalar günüydü, planlı sezeryana ne kadar karşı olsamda bir tarih seçmek mecburiyetindeydim.. Neden olmasın kızımın babasının ilk babalar günü olsun 15 haziran 🙂 ve 14 haziran cumartesi sabahı 07.00da hastanedeydik herşey çok güzeldi muhteşem bir sabahtı.. Odayı eşimle, ailelerimizle birlikte heyecanla süsledik o kadar keyifliydi ki.. Saat 09.00da girecektim doğuma fakat acil bir sezeryan girdi araya neyse dedik vardır bir hayır ama son 1 saat geçmek bilmedi resmen.. Ameliyathaneye girerken biraz bebeğimden ayrılmanın hüznü, biraz korku biraz heyecan biraz gözyaşı vardı.. Ne kadar rahat bayılırsam o kadar güzel ayılacaktım bunu yaşamıştım ve çok rahat geçti herşey gözümü açtığımda şarkı söylemeye başladım 🙂 Hemşireler pembe beyaz bir bebeğiniz oldu hiçbir sorun yok birazdan buluşacaksınız dedi.. Bu sırada doğumdan sonra ben baygınken Derin’i göğsüme koymuşlar ve emmek istemiş 🙂 hemşireler çok aç bir kız emzirme konusunda probleminiz olmayacak dediklerinde iyice sabırsızlandım o kadar çok söylendim ki buluşma zamanını biraz erkene çektiler 🙂 ve Derin geldi gerçekten pembe beyaz bir bebeğimiz olmuştu dünya güzeli.. Kokusu hala burnumda, minicik küçücük aç bir kız 🙂 hemen emmek istedi ve çok şükür sorunsuz emzirdim.. Ve hemen elini kolunu kontrol ettim herşey tam mı diye çok şükür herşey tam ve yerli yerindeydi 🙂 Canım bebeğim bir kez daha hoşgeldin iyi ki geldin iyi ki doğdun iyi ki bizi seçtin..

ayse

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Pınar’la Zeynep’in Doğum Hikayesi – Doğal Doğum

dogum hikayesi PinarCanım kızımın bize gelişi aniden oldu. O gün doktor kontrolüm vardı nst de ağrılarımın olduğunu fakat henüz rahim ağzının kapalı olduğunu öğrenmiştik bu da benim kız kardeşimin bir sonraki haftasonu olacak düğününe gidebilmem demekti. Aynı zamanda da o gün vajinal varisim dolayısıyla normal doğum yapmamım riskli olabileceğini konuştuk doktorumla, hem korkuyordum hem de bebeğim geleceği günü ben seçmek istemiyordum, keşke herşey doğal olsa diye de geçiyordum içimden. Doktorumdan sonra sıklıkla yaptığımız gibi eşimle akşam yemeğine gidiyorduk, sol kasığıma doğru hafif bir ağrı oldu tam da biz telefonda annelerimize bebeğin gelmesine daha 3 hafta var derken ve sonra hemen geçti. Yemekte içimden ben bugün doğuracağım diye geçti ama eşime söylemedim sonuçta daha var diye az önce ultrasonda görmüştük.
Çok keyifli bir yemeğin ardından evimize döndük, o gün herşey bir başka güzeldi nedenmiş şimdi anlıyorum. Gece hamileliğim süresince her zaman olduğu gibi tuvalete gittim saate gözüm ilişti 02:38 idi. Bir pembelik vardı, biraz da su. Sonra bağırsaklarımı da boşaltmıştım. Üzerimi değiştirdim çünkü hiç ağrım yoktu tekrar yattım mı hatırlamıyorum ama ikinci sefer de bir akıntı oldu diye tuvalete gittim yine su var ağrı yoktu. Eşimi uyandırdım ve Doktorumu aradım uykulu sesiyle ağrımın olup olmadığını sordu, bana ve bebeğe karşı son derece titiz olan eşim ise çok rahattı çünkü rahim ağzım kapalıydı. Doktorum biraz dinlenmemi söyledi ağrın olursa haber ver diyerek, hala emin değilim herşeyi o an tam anlatabildim mi diye. Biraz ağrılar hissetmeye başladım yatakta, eşime söyledim geçer rahat ol dedi bana pek inanmadı tekrar doktoru arayacağım dediğimde de. Hastaneye gitmemizi söyledi doktorum ağrım da var deyince ben, eşim o kadar emindi ki doğumun daha olmayacağından yakındaki bir hastaneye mi doğumun olacağına mı diye sordu. Bu arada eşim o gün sabah 05:00 için olan uçak biletini açığa aldırdı fakat dönüş biletini değiştirmedi. Ve hızla yola çıktık. Daha önceden karar verdiğimiz gibi en sevdiğimiz şarkı olan Olmaz Olsun’u dinledik yolda.
Hastanede nst değeri 30 u gösterirken ben avazım çıktığı kadar bağırmaya başlamıştım öyle ki bir hemşire gelip bana ağrınız var anlıyoruz ama biz de anneyiz geçecek dedi. Hemşirelerde eşim gibi doğumun olacağına pek ihtimal vermiyordu. Herkes benim gereksiz panik yaptığımı düşünüyordu ta ki yarım saat süren nst seansından sonra doktor kontrolünde açıklığımın 4 cm olduğu ortaya çıkana kadar. Artık haklıydım ve haklılığımın verdiği cesaretle daha çok bağırmaya başladım. Ağrının verdiği korku ile de normal doğumdan hemen vazgeçmiştim yeni haykırışım epiduralli sezeryan içindi. Kontrolü yapan doktor ile o an evinde bizden haber bekleyen doktorumun telefon görüşmesi sonunda ameliyathanenin 07:30 için hazırlanması ve sezaryen doğum yapılması kararı alınmıştı. Eşimi işlemleri halletmesi için hastanenin ilgili bölümlerine gönderirlerken beni de odaya aldılar. Odada hemşireler pek çok soru soruyordu ve benim ağrılarım artıyordu, ardı arkası kesilmeyen sorular nedeniyle sinir olmuştum sonunda dayanamadım hemşireler, eşim ve hastane doktorunu bir güzel payladım.
Ağrılar şiddetlenirken benim ve eşimin kız kardeşi ellerimden tutmuşlar biraz olsun acım dinsin diye beraber dua ediyorduk çünkü başka çaremiz yoktu. Bu sırada eşim Hadımköy’den gelecek olan asıl doktorum ile konuşuyordu tam da mesai başlama saati idi ve hastanenin Nişantaşı’nın göbeğinde olmasından ötürü yetişmesi biraz güç olacak gibi görünüyordu.

Ameliyat öncesi hazırlık bittikten sonra hastane doktoru tekrar kontrole geldiğinde rahim ağzı açıklığı 10 cm olmuştu. Doktor artık sezaryen doğum olamayacağını ve kaçınılmaz sonun normal doğum olduğunu söyledi oysa ki ben daha 5 dakika önce sezaryen ile ilgili tüm evrakları imzalamıştım.

işte kızım nasıl gelmek istiyorsa öyle geleceğini belli etmişti ama bağırışlarıma dayanamayan eşim epidural ekibinin bir an önce gelmesini istedi. epidural ekibi gelmesine geldi fakat elleri boş döndüler çünkü muayene sonunda doğumun ileri aşamada olduğu için epidural yapılamayacağı kesindi. Bu arada doktorum henüz hastaneye ulaşamamıştı ve hatta eşimi arayarak durumu takip ettiğini ve trafik yüzünden onsuz doğum yapmam gerekebileceğini söylemiş, yetişmeye çalışırken gittiği emniyet şeridi üzerinden arabasının flaşör sesleri eşliğinde.

Odada 30-45 dakika kaldıktan sonra ve doğum da ilerlediği için beni aynı kattaki doğumhaneye aldılar, doğumhaneye doğru giderken bir mucize gerçekleşti ve doktorum yetişti. İçim rahatlamıştı.

Doktorum, ben ve eşimin diş hekimi kız kardeşi Hilal ile doğumhaneye girdik ve ıkınma denemelerine başladım. Hilal dua edip sırtımı sıvazlıyordu o anlarda bana bir güç geliyor ve acım hafifliyordu ve o söylüyordu duaları ben tekrarlıyordum. Siyah saçlarını gördüm hadi Pınar diyordu doktorum şefkati sesiyle ve o son ıkınmamda kızımın geleceğini bilerek onu içimden kaydırdım sonra da kollarıma verdiler o avaz avaz ağlayan ve kucağıma geldiği anda mucizevi bir şekilde hemen susan bana cingöz cingöz bakan harika varlığı. Saat 08:22’de doğumhanenin kapısında volta atan eşime ise doktorumun deyimiyle “jet doğumum” kız kardeşi tarafından aşağıdaki fotoğraf ile müjdelenmişti.
pinar

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri

Sibel’le Derin’in Doğum Hikayesi – Doğal Doğum

KARLAR KRALİÇEMİN DOĞUMU

“Her ne kadar doktorumuz daha vakit var demiş olsa da bana hep 38. – 39. haftada doğum yapacakmışım gibi geliyordu. Bilsem, eşime kar beklenen haftada iş için de olsa Ankara’ ya gitme derdim. Ama bilmeliydim ki şu hamilelikte içimden ne geçirdiysem gerçek oldu…” diye başlayan bir hikaye bizimkisi…


Salı akşamüstü başlayan karın bu kadar etkili olacağına kimse ihtimal vermemişti. Son 2 uyarıda da pek kar yağmayınca meteorolojiye de bu kez pek kulak asan olmamıştı. Öyle ki akşam annem kardeşimi bize bırakıp 10 dakika mesafedeki evine
gitmezdi.  Zaten çarşamba sabahına uyandığımızda kimse evlerden çıkacak durumda değildi. Benim de hep beklediğim kar  sonunda yağmıştı. Göz dolduran enfes bir manzaraydı karşımdaki. Ama saatler ilerledikçe kalbimde endişe çanları çalmaya 
başladı. Bu tipi sabahtan beri durmadan yağıyor ya sancım tutarsa, ya eşimin bu akşamki uçağı iptal edilirse… Gibi. 

O gün bir ara kızımın denizin dibine dalar gibi bir hareket yaptığını hissettim acaba doğum yoluna mı girdi diye düşündüm. O 
anda da aklıma ambulans geldi. Çağırsak gelir miydi ki?  112′ nin ambulansı Memorial’ a götürür müydü? Çok güvendiğim
doktorum Fatma Figen Taşer’ den başkasına emanet edemezdim kendimi. Hemen hastaneden teyit aldık. 112 ambulansı en yakın devlet hastanesine götürürmüş ama Memorial her şartta ambulans gönderiyormuş. Bunun rahatlığıyla  güne devam ettim. 
Sonradan kızıma yazdığımız günlüğe baktım “bugünkü bu ekstra hareketlerinle korkutma beni kızım” yazmışım. Aslında sinyalleri
vermiş bana. Akşamüstü eşimin uçağının iptal olduğunu öğrenince bir posta daha keyfim kaçtı, sabah 8‘ e alınmıştı. Kardeşimin
telkinleriyle (evet kardeşimle baş başa çünkü 10 dakika mesafedeki annem o geceden sonra evden çıkamadı bele kadar kar yüzünden) evhamımı kenara bırakıp manzaraya karşı sıcak çikolata keyfi yapıp, üstüne fotoğrafı da Instagram’ a yükleyip gece 1′ de yattık.

03:30 Tuvalet için uyanış

Eyvah! Bu ıslaklık da ne? Beklenen su olamaz herhalde. Miktar az olduğu için konduramadım bir türlü. Halbuki karnımda da hafif bir ağrı vardı. Büyütmeyeyim deyip geri yattım ama eşime de mesaj atmadan edemedim. “Bir ıslaklık var, korkuyorum, nasıl geleceksin sen? Kontrol ettim sabah 8uçağın da iptal!” Beni telkin etti döndü yattı sanırken sabah 6‘ daki ilk hızlı trene bilet almış. İçim rahat etmedi kardeşimi uyandırdım. Belli etmiyor ama o da panik. Bol anneli bir whatsapp grubuma “uyanık olan?” diye mesaj attım ve belirtileri saydım. Acemi gibi ilk sancıda doktoru aramak istemiyordum. 1 saat içinde 4 kez sancı girdi. Olay anı bambaşkaymış. Bildiğim, okuduğum, öğrendim sandığım her şeyi unuttum o anda.  Ve taa uzaklardan bir arkadaşım imdadıma yetişti. “Bel ağrın da başlamış madem, yavaş yavaş doktorunu ara hastaneye geç, bel ağrısı doğum sancısı çünkü” İşte o andan sonra başladı her şey. Figen Hanımı aradım ve o da hastaneye geçmem gerektiğini söyledi. Hemen ambulansı aradık. Allah’ ım iyi ki gündüzden teyit almışım hastaneden, doğmuş işte içime” Demesin mi TEM kapalı, o tarafa yakın ambulanslarım yolda kaldı yollayamıyorum. Eyvahlar, ya burada doğurursam! Organizasyon işini kardeşime devrettim, benim savaşacak durumum kalmamıştı. Giyindim, hastane çantamı aldım, eşimi aradım ve panik olacağını bildiğimden en son annemleri aradım. Artık bir şekilde geleceklerdi. 

Ambulansın gelmesi 1 saati buldu. Hiç değilse sitenin otoparkına sokmayı planladığım ambulans değil otopark, sokağa bile giremedi, dizime kadar gelen karda o sancıyla bata çıka sitenin başına kadar yürüdüm. Düşüp bebeğe zarar vermeyeyim diye yapamadığım kar yürüyüşüne dün hayıflanmıştım ya, al bana karda yürüyüş. 🙂

Ambulansa kendimi atar atmaz hemen damar yolum açıldı. Bu arada sancıların sıklaştığını hissettim. Doktora dönüp korkuyla sordum, 10 dakikadan az bu değil mi? “Evet, şu an 3,5 dakikada bire düştü.”

Sabahın ilk ışıkları bembeyaz İstanbul’ u aydınlatırken ACİL’ den giriş yaptık. “Oh, bildiğin yer gibisi var mı?” Evime gelmiş gibi hissettim, bundan sonra her şey olabilirdi. Hemen geçici odaya alındım ve nöbetçi doktor ilk kontrolü yaptı. Açıklık 6cm, doktorunuz yolda geliyor. Benim bu arada sancılarım dayanılmaz hale geldi. Eşim yoldaydı ve tarifsiz bir panik ve heyecanla yanımıza ulaşmaya çalışıyordu. Annemler tam tabiriyle dere tepe geçip ulaşmaya çalışıyordu. İki kız kardeş doğumumu bekliyorduk. Bir tanıdık yüz daha göreyim diye yakınlarda oturan bir arkadaşımı da çağırdık hemen.

07:29 Epidural veren yok mu?

O kadar sancı çekerken daha fazla dayanamadım ve önceden hiç istememe rağmen epidural yaptırmak istedim. Ancak önce kan alınıp birkaç değere bakılması gerekiyormuş. O değer bir türlü çıkamadı ben çırpınırken. En son epiduralden ümidi kestim. Sonunda
Figen hanım da varabildi, artık tamamen emin ellerdeydim. O geldiğinde açıklık 8 cm olmuştu ama o da ne ” kemik biraz aşağıda normal olamayabilir ama deneyeceğiz” demesin mi? O kadar beklemiştim oysa ki, hayırlısı diyerek akışına bıraktım ve bir sonraki kontrolümde 09.05′ te artık doğumhaneye inmeye hazırdım. Bu kadar çabuk gelişeceğini hiç düşünmemiştim. Halbuki aylarca katıldığım yoga derslerinde öğrendiklerimi uygulayacaktım, açılmayı kendim hızlandıracaktım, plates topundan yararlanacaktım. Kızım kendi işini o kadar kendi halletti ki bunların hiçbirine fırsat bırakmadı bana. Ama inanıyorum bu kadar hızlı gelişmesinde aylarca yaptığım egzersizler etkili oldu ve ben bu kadar kolay başa çıkabildim.

Doktor kemikle ilgili bir kez daha uyardı ve başladık. Daha ilk ıkınmada “hadi saçını görüyorum it bebeğini” dedi doktorum. O cümleden başkası daha nasıl motive edebilirdi ki? Kızım neredeyse gelmişti çok yakındaydı. Ve artık tüm enerjim tükenirken 
tam hayal ettiğim gibi bir doğal doğuma imza attık kızımla ve aramıza, ailemize, dünyamıza katıldı Derin’ imiz, tüm dünyamız oldu…

Herkese kolay ve sağlıklı doğumlar dilerim 🙂
  

Leave a Comment

Filed under Blog, Doğum Hikayeleri