Category Archives: Blog

Hamilelik, hamile yogası, doğum, emzirme, bebek bakımı, bebek beslenmesi, bebekle hayat, markalar, ürünler, tavsiyeler

Parmak Emmeyi Bırakma Deneyimimiz

Parmak emmeyi bırakma deneyimimiz 1.bölüm

  • Doktorumuz 3 yaşına kadar elleme demişti, ben 3 yaşında yani geçen sene bu konuyla ilgili Ayşe’yle sadece konuşmaya başladım. Uyku harici elini ağzına götürdüğünde, lütfen elini ağzına götürme, emin misin Ayşeciğim gerçekten ihtiyacın var mı sence yoksa alışkanlıktan mı yapıyorsun, elindeki mikroplar ağzına giriyor, parmağın yara oluyor, dişlerin bozuluyor diyerek uyarıyordum. Parmak emmek yerine bana sarılmak, elimi tutmak ister misin diyordum. Hemen yapıyordu.
  • Pedodontistimiz (Çocuk Diş hekimi) sevgili Sezin Kurel Ayşe’nin geçen yıl bu zamanlardaki ilk kontrolünde onunla uzun uzun konuştu. Henüz damakta bir bozulma olmadığını ama biraz daha devam ederse dişlerinin öne kayacağını anlattı.
    Ben de instagramda gördüğüm bir dişlerin öne kaymasını gösteren bir videoyu Ayşe’ye gösterdim. Sola kaydırarak görebilirsiniz videoyu. Dişlerin böyle öne doğru kaysın ister misin dediğimde istemem diyordu. O zaman beraber bırakalım mı? Bırakalım.
  • Okuldaki öğretmenleri de Ayşe’nin psikolojik olarak herhangi bir güvensizlik sorunu, içe kapanıklık, bir olayı bastırma gibi bir durumunu gözlemlemediklerini, uykusu gelince ya da yorulunca emdiğini ve biraz destekle bunu kolayca aşabileceğini belirttiler. Onlar da zaten elini ağzına götürünce Ayşe lütfen elini ağzından çeker misin diye uyarmışlar. 👍🏻 Parmağı emmekten nasır olmuştu ve arada yara oluyordu. Bundan hoşlanıp hoşlanmadığını sorduğumda acıyor, hoşlanmıyorum diyordu. 
    Ben de parmak emmeyi bırakmana yardım etmemi ister misin diyordum. Cevap evet. Bu konuşmalar yaklaşık 1 ay sürdü.
    Arada bir seyahatimiz oldu Ayşe annemle kaldı, o dönemde anneme hiç uyarmamasını, tamamen rahat bırakmasını söyledim. Çocuklarda iki alışkanlık / düzen aynı anda değiştirilmiyor kuralını biliyordum.
  • Döndükten sonra 1 hafta yine sürekli konuştum. Bu kısmı önemli. Psikolojisini iyice hazırlamak için.

Bu benim anne deneyimim. Uzman görüşü de eklemek istiyorum. Sevgili arkadaşım Klinik Psikolog Pınar Mermer’in parmak emmeyi bırakma konusundaki önerisini de paylaşmasını rica ettim: “Parmak emmek her zaman ciddi psikolojik problemlerin habercisi değildir. Çocuklar kendilerini sakinleştirmek için çeşitli yöntemler denerler. Kimilerinin battaniyesi vardır, kimileri annesinin gıdısıyla oynar, kimleri de parmak emer. Parmak emmenin 2-4 yaş arasında kendi kendine geçmesini bekliyoruz. Ancak sosyal baskılardan ve sağlık endişelerinden dolayı ebeveynler bu davranışın bir an önce son bulmasını isterler. Bunun için sık sık uyarmak, ödül ceza yöntemi işe yaramadığı gibi davranışı arttırabilir. Aranızda gerginlik olursa daha çok sakinleşmeye ihtiyacı olur ve daha çok sakinleştirici davranış içinde olur. Bunun yerinde rahatlama ritüelleri gerekiyor. Çoçuğunuzun bu davranışı en çok ne zaman yaptığını izleyin. Eline masaj yapmak, oynayabileceği hamur, lastik vs vermek, masaj yapmak işe yarayabilir. Peki bazen yeni ortamlara girdiğinde, mutlu olduğunda, heyecanlandığında da bunu yapıyorsa? Sakinleşmek derken kızgın olmaktan bahsetmiyoruz aslında. Arkada bir motor var gibi düşünün. Sıkıntı, yorgunluk, uyku gibi durumlarda da iyice yavaşlamaya ihtiyacı var. Bu yavaşlamayı sakinleştirici bir uyku rutini sağlayabilir. Okulda öğretmeninin sevgi dolu kabulü ve onu rahatlatarak oyuna çekmesi işe yarayabilir . Korkutmak, cezalandırmak bu davranışı arttırır. Diyelim ki azaldı o zaman yerine başka bir şey gelir ve çoçuğunuzla ilişkiniz bozulur. Sizi korkutan, endişelendiren biri yerine rahatlatan, koşulsuz sevgi veren biri olarak görmesini isteriz.” – Klinik Psikolog sevgili Pınar Mermer’e çok teşekkür ediyorum.

İkinci bölüm – Parmakları bantlama

Parmak emmeyi bırakmak istiyor musun? Evet. Sana yardımcı olmamı ister misin? Evet. Peki o zaman parmaklarını sararak sana yardımcı olabilirim çünkü gece uyandığında elini ağzına götürürsen bundan haberim olmaz. Saralım emin olalım değil mi? Evet. Hiç tereddüt etmedi. Ve seyahat dönüşü ona parmaklarını sarmak için bantlar getireceğimi de söyledim. Ne desenli olsun dedim. Elsa ve Hello Kitty’li olsun dedi. Tabii ki sadece küçük yara bantları bu iş için yetersiz olacaktı. Uyku arasında parmak emmesi kaçınılmaz, yara bantlı parmağı ağzına sokabilir, ıslanan bant çıkabilir ve onu da uyku arasında yutabilir bile. (Bu kısım önemli, çıkmaz diye düşündüğünüz pek çok bant çıkabilir) Bu tehlikeyi önlemek adına ıslansa da çıkmayacak, aynı zamanda onu çok rahatsız etmeyecek bir bant arayışına girdim. O sırada seyahatte olduğum için eczanede dolaşırken değişik desenli bantlar ve kağıt bant aldım. “Uçakla uçup geldi buraya bunlar sana yardımcı olmaya” diyince daha kıymetli oldular. Burada benzerleri var tabii ki, hem desenlilerin hem kağıt olanın. Hipoalerjenik esnek kağıt flaster olarak geçiyor, hatta internetten araştırıp birkaç örneği Instagram albüme ekledim sporcuların kullandığı “parmaklık” olarak geçen bantlardan da alabilirsiniz diye düşünüyorum. Önce kendi parmağınızda deneyebilirsiniz.

Parmağın emmekten yara olan kısmına önce desenli yara bantını yapıştırdım. Sonra kenarlarını sabitleyerek ve ilk gün fotoğraftaki gibi tamemen, sonraki günler deseni görünecek şekilde parmaklıkla tüm parmağı sardım. Sıkı değil, ama çıkabilecek kadar gevşek de değil. Kendi parmağınızda deneyerek hissini ölçebilirsiniz. Sıkmadan tam sarmalamak yetiyor. Her akşam seremoni yapıyorduk, ayy bakalım bu akşam hangi deseni seçelim diye. Önce bant üstüne parmaklık. İlk gece parmağı ememediği için 2-3 kez uyandı. İlk uykuya dalarken de uyandığında da sırtını okşadım, gerekirse kucağıma aldım, burdayım ben sen uyu dedim uyudu. Harikasın bak emmeden uyudun, uyandığında emmedin, bir süre devam edersek başaracaksın. Seninle gurur duyuyorum diyerek devam ettim.

Parmak emmeyi bırakma son bölüm – mutlu son
Bir hatırlatma – Biz bu deneyimi geçen sene yaşadık. Ayşe parmak emmeyi tam 3,5 yaşında bıraktı bir daha hiç yapmadı şu anda 4,5 yaşında.
Gece boyunca taktığımız bandajı sabah çıkartıyorduk. Ayşe’ye harikasın, başardın, hiç uyanmadın bak uyumak için parmağına ihtiyacın da yokmuş sen kendi kendine çok güzel uyuyabiliyormuşsun, seninle gurur duyuyorum dedim.
Sabah uyandığında bantı çıkartıp okula başka bant seçme seremonisi yapıyorduk. Okulda öğretmenlerinin de bu süreçten haberi vardı. Bant olduğu için zaten hiç emmemiş, bantı da çıkartmak istememişti.
Bantlarla 10 gün geçti. 11.gün artık bant takmadık ve parmak emme işine tamamen veda ettik. Öncelikle tekrar altını çizerek söylüyorum bu benim anne deneyiyim ve Ayşe’de olumlu sonuç verdi. Çocuğunuzu en iyi siz gözlemlersiniz ve iç sesiniz eğer bırakmaya hazır olmadığını, farklı sebeplerle ihtiyacı olduğunu söylüyorsa bir uzman desteği alarak sizi yönlendirmesini isteyebilirsiniz. 
Ben parmak emme işini doktorunun söylediği yaş olan 3 yaştan sonra bırakmayı denemek istedim. Elindeki nasır olmuş yerin bazen açılıp yara olması, enfeksiyon kapma riski, dişlerinin ve damağının bozulması – ki bu fotoğrafta öne kaymış olduğu görülüyor, şimdi düzeldi – beni rahatsız ediyordu. “Ne olacak ki emsin, istediğinde bırakır” diye düşünen anneler var. Herkes doğru bildiği şekilde devam etsin tabii. Ben bu yazıları isteyip nasıl yapacağını düşünenlere bir fikir versin diye yazdım. Daha farklı yollar da vardır eminim. Anne deneyimi veya uzman bilgisi paylaşmak isteyenler olursa yorum bölümüne yazabilir, her çocuk farklı olduğu için farklı yöntemler işe yarayabilir. Ben bunu uyguladım ve çok sorulduğu için paylaşmak istedim. Umarım bu süreci kolaylıkla atlatırsınız. Annelik paylaştıkça güzel.

Sevgiler hepinize,

Zeynep

Leave a Comment

Filed under Blog, Deneyimlerim

G-Lingerie ile Tanışın

  1. Geçtiğimiz haftalarda sevgili arkadaşım Şebnem Seçkiner‘in davetiyle G-Lingerie Bahariye mağazasını gezme ve firma yetkilileriyle görüşme fırsatı buldum.
    Continue reading

Leave a Comment

Filed under Blog, Deneyimlerim, Giyim&Aksesuar

Çocuğum İçin Yatırım Sigortası

Anadolu Hayat Emeklilik’ten Çocuğum İçin Yatırım Sigortası

Çocuklarımızın okul masraflarını 10 aylıktan 25 yaşına kadar bir zamana yayarak ve akıllıca biriktirmekle ilgili bir poliçe sistemi öğrendim geçtiğimiz haftalarda. Anadolu Hayat Emeklilik ‘in hazırladığı rapora göre okul öncesinden yüksek lisansa kadar çocuğumuzu özel okulda okutmak istersek ortalama ödememiz gereken rakamın 895bin TL olduğunu düşünürsek  sistem incelemeye değer. Daha detaylı bilgilendirme için ise www.hayalolarakkalmasin.com websitesini ve şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz. Kısaca özetlemek gerekirse:

-Çocuğum İçin Yatırım Sigortası, 0-15 yaş arasındaki çocuklara iyi bir gelecek hazırlama imkanı sunuyor. Asgari 150 TL, 50 dolar veya euro aylık prim ödemeleri ile düzenli tasarrufların çok iyi getirilerle büyümesini sağlıyor.

-Çocuğum İçin Yatırım Sigortası’na ödenen primlerin tamamı, ödenen ayda elde edilen ücretin %15’ini ve brüt asgari ücretin yıllık tutarını geçmemek koşullarıyla gelir vergisi matrahından indirilebiliyor.

 

-Çocuğunuz büyüdükçe birikimi de büyüsün, hayalleri hayal olarak kalmasın” sloganı ile  hayata geçirilen site bilgi verirken eğlendiren yapısıyla de beğeni kazanıyor.

-Sitede ‘Çocuğum İçin Yatırım Sigortası’nın tüm detayları paylaşılırken çocuğun hangi meslek alanına ilgisi olduğu yapılacak anket ile öğrenilebiliyor.

-Ebeveynlere, çocuklarının geleceği için şimdiden harekete geçmeleri gerektiği mesajını veren sitede sunulan meslek testiyle, çocukların hangi mesleki alana yatkın olduğunun ölçümü de yapılabiliyor.

-Ayrıca “Profesör Hayri Öğretir” karakterinin yer aldığı videoda Çocuğum İçin Yatırım Sigortası hakkında merak edilen tüm bilgiler kullanıcıya sunuluyor.

-0-15 yaş arasındaki çocukların geleceğine yatırım yapmak isteyen ebeveynler ve yakınları poliçe süresinin sonunda elde edebilecekleri tahmini birikim tutarını da öğrenme şansı buluyor.

Birikim yapmayı düşünen aileler için iyi bir alternatif.

 

Leave a Comment

Filed under Blog

Arkadaşlık ne güzel şey

Pony’nin sihirli şatosu bize geldiğinde hiç vakit kaybetmeden kurduk. Daha önce birçok kıyafetinin üstünde Pony’lerle tanışmıştı Ayşe, eve geldiklerinde çok mutlu oldu. Hemen oyun kurdu. Önce Baby Flurry Heart Pony Princess Cadance’ın kızı oldu, sonra da minik bebeğin doğumgünü partisi varmış dedi ve başladı arkadaşlarını davet etmeye. Pony’ler benim anlatmama gerek kalmadan arkadaşlığı hatırlattı Ayşe’ye. En sevdiklerini çağırdı partiye, Defne, Mina, Alin…

image6

Biz keyifle oynamaya devam edeceğiz. Pony’lerimizin sayılarını artırarak, arkadaşlarlarını da oyuna davet edip partiyi gerçekleştireceğiz, benden söz aldı.

image9

image1-1

 

Arkadaşlık ne güzel şey, hatırlatan ve değerini anlatan Pony’leri ben de çocukken çok severdim, Ayşe de çok sevdi. Her zaman arkadaşlarının kıymetini bilmesi,kardeşi olmazsa kardeş kadar yakın arkadaşlarının olması, iyi gün arkadaşı da olması, onlarla dertleri kadar güzellikleri de paylaşması tek dileğiim. My Little Pony’de işlenen iyilik, sadakat, dürüstlük, cömertlik, mutluluk ve sihir onun hayatında da hep olsun umarım. Ben çocukken Pony’nin çizgi filmi yoktu, sadece oyuncaklarıyla oynardık. 2011’den beri My Little Pony Arkadaşlık Sihirlidir çizgi dizisi Minika Çocuk’ta yayınlanıyormuş. Ben de bu vesileyle öğrenmiş oldum, kayda almaya başladım. Sizinkiler izliyor mu? Şimdi 6. Sezonu “Equestria’yı Keşfet” temasıyla yayındaymış.

Çocuklar; birbirleriyle çok yakın arkadaş olan Pony’ler ile paylaşmanın ve arkadaşlığın önemini öğreniyor, ne kadar anlamlı bir çizgi film mesajı…

incelemek isterseniz Pony’lerin websitesi www.ponydunyasi.com

image2-1

Özellikle anne-babalar için hazırlanan bu linki de incelemenizi öneririm. Pony’nin

Youtube kanalı ve  Instagram sayfası na da bu linklerden ulaşabilirsiniz.

Arkadaşlık ne güzel, birlikte mutlu olmak, paylaşmak, eğlenmek… Arkadaşlık gerçekten sihirli, o sihri hiç kaybetmemeli.

image4

<img src=”http://widget.boomads.com/tracking/?code=8b263c7a268d4c0fad236b622e2c4ca9” width=”0″ height=”0″ style=”display:none”>

Leave a Comment

Filed under Anne&Çocuk, Deneyimlerim

Organickid’le Tanışın           

Hala tanışmadıysanız tabii. Belki de benden önce birbirinden güzel ürünlerini deneyimleme fırsatınız olmuştur. Olduysa ne mutlu, olmadıysa şimdi tam zamanı. Continue reading

2 Comments

Filed under Blog, Deneyimlerim, Giyim&Aksesuar

Çok keyifli bir Anne&Çocuk Aktivitesi – Music Together

Geçtiğimiz cuma sevgili Sinem’in davetiyle Music Together by KidzHarmony ve Music Together by DramatikAnne ‘nin dersine katıldık Ayşe’yle. 45 dakika içinde hem ingilizce hem türkçe şarkılar söyledik, dans ettik ve birlikte çok eğlendik. Sürekli değişen müzik aletleri ve materyallerle ilgiyi hep yüksek tuttu sevgili eğitmenler Simge ve Tülin. Ebeveyn ve çocuğun birlikte paylaşabileceği kaliteli zaman dedikleri olayı yaşıyorsunuz. Birlikte gülüp eğleniyorsunuz, sonunda bir de sarılma kısmı var ki adeta geçirdiğiniz bu keyifli saati kutluyorsunuz. Evet okulda da müzik, şarkı vs. öğreniyorlar, ama kanıtlanmış bir gerçek var ki çocuk her şeyi en iyi anne&babasından öğreniyor. Bir bebekliğinden beri şarkıyı ben onun kulağına ve göz göze söylediğimde çok daha hızlı ezberlediğini farketmiştim, ders sırasında eğitmenler de doğruladı. Şarkılar özellikle sıkça tekrarlarak söyleniyor ki öğrenme pekişsin. Sadece şarkı değil, farklı ses çalışmaları da var. Çocuklarda birkaç ders sonra müzik kulağının gelişmesini sağlıyormuş bu çalışmalar. Continue reading

Leave a Comment

Filed under Blog, Deneyimlerim

Orman Dostları

Pakolino Eylül kutumuz geldi, yine heyecanla açtık bu ayın oyunlarını keşfetmek için. Eylül teması Orman Dostları. İlk olarak Misket Yolu’nu yaptık. Yine uzun süre oynanabilecek bir aktivite. Böylelerini çok seviyorum, kapısına astık, yaptğından beri odasına girip çıktıkça oyunuyor.

IMG_7326 thumb_img_0839_1024

thumb_img_0858_1024

İkinci ve üçüncü aktiviteyi bayram tatilinde anneanneyle yapması için sakladım. Dikiş uzmanı anneannedir bizde, Ayşe de bu aktiviteyi yaparken bir yandan ondan düzgün dikiş öğrense bari, benim dikişim hep yamuk yumuk olur, Ayşe benden becerikli olur umarım =) Baykuş çantayı da süsledikten sonra bayılacağına eminim.

Siz de bayram tatilinde çocuğunuzla keyifli vakit geçirmek isterseniz 1 aylık üyeliğinize artı olarak geçmiş ayların kutularından biri hediye olarak gelecek. Bir kutu fiyatına iki Pakolino aktivite kutunuz olsun isterseniz bu linkten üyelik yapmanız yeterli. Kargonun da ücretsiz olduğunu hatırlatayım.

Bu yaz hatırlarsanız Ayşe’yle yollarda hep Pakolino yaptık. Uçakta, otobüste, arabada. Gerçekten kurtarıcı oldu. Her bir aktivite en az 1 saat oyaladı. Tavsiye ederim. Yazlıkta da güneşten evden çıkartmadığımız saatlerde süper zaman geçirtti, tatil için yine aklınızda bulunsun.

Pakolino’yla ilgili deneyimlerimiz ve benim sevdiğim yanları geçmiş yazılarımda da var, isterseniz onlara da göz atabilirsiniz. 3-7 yaş arası olduğunu buradan bir kez daha hatırlatayım, siz gerisi için linkteki yazıları okuyun, kimbilir belki gelen hediye kutunuz bunlardan biri olur =)

Pakolino Aktivite Kutusu

Define Adası

Hokus Pokus 

Minik Şefler

Ne diyordum hep: #boncukaysekalppakolino ve aslında ben kalp Pakolino, valla ben de onun kadar seviyorum, hiç bitmesin istiyorum =)

 

Leave a Comment

Filed under Blog, Deneyimlerim

Minoris Baby: Bor içeren Organik Çamaşır Temizleme Sıvısı

Bu hafta yeni bir deterjan deneyimledim. Ayşe doğduğundan beri hep organik deterjan kullanmaya özen gösterdim. Deterjan kalıntısı kumaştan deriye geçiyor, özellikle de iç çamaşırların hep organik deterjanla yıkanması çok önemli. Bir kez organik olmayan bir bebek deterjanıyla yıkamak zorunda kalmıştım, hemen kızarıklık olmuştu. O zaman anladım bu tercihin ne kadar önemi olduğunu. Yenidoğan bebeklerin derisi çok daha ince ve hassas, o yüzden özellikle ilk yaşta organik deterjan kullanmalarını öneririm hep hamilelerime ve çevremdeki hamile arkadaşlarıma.  

Minoris Baby ile sevgili arkadaşım İlknur nam-ı diğer Zamane Annesi tavsiyesiyle tanıştım. Türk üretimi ilk ve tek bor içeren organik deterjanı olması merakımı arttırdı. İçeriğinin %77,95 oranında organik olduğu uluslar arası akredite laboratuarlarda onaylanmış. Ambalajı çok başarılı. Doğa dostu %100 geri dönüşebilen çok da şirin bir karton kutusu var, deterjan aseptik torba ambalaj içinde. Mikroplardan arındırılmış özel tasarım bir torbaymış, Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığından onaylı gıda maddelerinin korunabileceği ve satış ve sevkiyatının yapılabileceğine dair uluslar arası onaylıymış. Ambalajın yalnızca ölçek olarak kullanılan kapak kısmında 7 gr plastik kullanılmış. 1 kutu deterjan ile 50 yıkama yapılıyor. Bebeklerinizin kıyafetlerini yıkarken zaten kutuda belirtildiği miktardan fazla kullanmayın. Bizde temizlik malzemeleri bol bol kullanılır, ancak o zaman tam temizlenir gibi bir kanı vardır. Ama ne kadar fazla deterjan o kadar fazla durulanma ister, e makineler deterjana göre durulamadığına göre deterjanı az tutmakta fayda var.Leke varsa leke oluşur oluşmaz üzerine biraz suyla deterjanı karıştırıp bekletin, sonra diğer çamaşırlarla yine az deterjanla yıkayın. Ayşe’nin lekeli bir çamaşırı yoktu ama ilk fırsatta leke üzerinde de deneyeceğim.

minoris baby organik deterjanGelelim yeni Minoris’in özelliklerine. Minoris Innopark Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Selçuk Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi ve BOREN (Ulusal Bor Araştırmaları Enstitüsü) ile birlikte geliştirilmeye devam edilen Türkiye’nin Bor içeren ilk yerli Organik temizlik ürünleri projesinin ilk ürünü olarak piyasaya arz edilmiş. Ürün Yeditepe Üniversitesi akredite laboratuarlarında alerji, bakterisid olduğu ürün içeriğinde hiçbir bakteriye rastlanmadığı ve hassas ciltler için dermatolojik olarak test edilmiş ve onaylanmış. Ürün pH değeri 7,88 yani Nötr. Bu sayede çamaşırları yıpratmadan hassasça ve kalıntı bırakmadan temizliyor.

Minoris’te Sls, Sles, Fosfat, Optik Ağartıcı, Sentetik Parfüm, Boya, Paraben ve Petrokimya türevi hiçbir hammadde yok. Uluslar arası akredite laboratuarlarda yapılan testlere göre 26 tane alerjen ve patc (direk ten ile 48 saat temas ettiğinde alerjik reaksiyon ölçümü) testlerinden geçmiş bir ürünmüş. Peki içeriğinde ne var? Bor içeriyor. Ben bilmiyordum, bor lekeler üzerinde oldukça etkili bir etkenmiş ve çamaşır dokusuna zarar vermeden direkt lekeler üzerinde çalışan önemli bir temizlik ajanıymış. %70 oranında bakterisid etki gösterdiği Türk ve Amerikalı bilim adamları tarafından keşfedilmiş yani bor iyi bir dezenfektanmış. Ayrıca içeriğinde günlük hayatta tükettiğimiz zeytinyağı, ayçiçekyağı, karbonat, limon tuzu gibi hazır gıdalarda ve evde günlük yaşantımızda kullandığımız hammaddeler kullanılmış. Bu içeriğe ve kaliteye göre fiyatı da uygun bence.

Kokusuz bir ürün olması bence çok önemli. Yine doğumundan beri Ayşe’nin çamaşırlarında hiç yumuşatıcı kullanmadım. Bu deterjanın en beğendiğim tarafı çamaşırları yumuşaçık yapması oldu. Tuzlu peştemaller havlular yumuşatıcısız yıkanınca sertleşebiliyor, ama katlarken dikkatimi çeken ilk onlar oldu, yumuşacıktılar. Bu içeriğindeki doğal yumuşatıcılardan kaynaklanıyormuş.  
Siz de Minoris’i denemek isterseniz şu linkten direkt kendi sitelerinden alabilirsiniz. 

Leave a Comment

Filed under Anne&Çocuk, Deneyimlerim, Genel

Define Adası

Pakolino Temmuz kutumuzu çarşamba günü yaptığımız Bodrum-Çeşme otobüs seyahatimiz için saklamıştım. Ayşe’ye hiç çaktırmadan kutuları dolaba sakladım, yoksa görür görmez açıp yapmaya başlıyor =) Otobüse biner binmez sana bir sürprizim var Pakolino geldi dedim ve başladık oynamaya. Bu ayın teması Define Adası.

Instagram’da paylaştım nasıl oynadığımızı, bu video formatı blog yazısında bir türlü çıkmıyor, tıklayıp izleyebilirsiniz :

View this post on Instagram

Ayşe hâlâ uyuyor, yolculuğumuzun sonuna yaklaştık. Ayşe'nin en sevdiği aktivitelerden biri olan @pakolinocom Temmuz kutusunu bu yolculuk için saklamıştım. Sayesinde uyuyana kadar zaman saat nasıl geçti anlamadık. Balonlu tekneyi stickerlarıyla süsledik, balonu pipetle şişirme de çok eğlendirdi. Önce kendi yapmaya çalıştı benimki kadar şişmeyince yaklaşık bir 20 kez ben şişirdim o söndürdü, nefesime kuvvet 😄 Sizde de yolculuk yakınsa – profilimdeki linkten giriş yaparsanız – @pakolinocom bir aylık üyeliğe geçmiş ayların kutularından hediye ediyor, gidiş-dönüş yolculuğa anca yeter 😊 Sevgiler 💕 #boncukaysekalppakolino #pakolino #boncukayse #ig_kids #instakids #kidsofinstagram #lifewithkids #mydaughter #mygirl #mybaby #kids #kidsstyle #fashionkids #baby #love #smile #instagood #cute #photooftheday #picoftheday #happy #fun #bebepost #cutekidsclub #smile #cocuklatatil #cocuklaaktivite #pakolinoaktivitekutusu #cocuklaaktivite #evdeaktivite #cocuklageziyoruz #cocuklaseyahat

A post shared by Zeynep Gozubuyuk (@zeynepgozubuyuk) on

Pakolino sayesinde uyuyana kadar zaman saat nasıl geçti anlamadık. Balonlu tekneyi stickerlarıyla süsledik, balonu pipetle şişirme de çok eğlendirdi. Önce kendi yapmaya çalıştı benimki kadar şişmeyince yaklaşık bir 20 kez ben şişirdim o söndürdü, nefesime kuvvet =)  Sizde de yolculuk yakınsa eğer bu linkten üye olursanız bir aylık üyeliğe geçmiş ayların kutularından hediye ediyor, gidiş-dönüş yolculuğa anca yeter =)

İkinci aktivite Define Sandığı. Ayşe’nin ilk kutu oyunu olarak da tarihe geçti =) Ben zaten kutu oyunu çok severim. Dün biz birlikte oynadık, Ayşe maymun taklidi yap kartını çektiğinde çok eğlendik.

thumb_IMG_7225_1024

thumb_IMG_7235_1024

thumb_IMG_7234_1024

thumb_IMG_7233_1024

 

Bugün de öğlen uykudan uyanır uyanmaz anneannesiyle oynadılar ben de keyifle annekahvemi içerken onları izledim.

IMG_7326

Üçüncü pakette de Define Avı var, onu da haftasonuna sakladık. Bu ayki oyunlar uzun uzun oynamalık. O bakımdan çok sevdim. Uzun yaz günleri için birebir. Yine hatırlatıyorum, bu linkten üye olursanız 1 kutu fiyatına geçmiş aylardan 1 kutu da hediye olarak geliyor. Maymun taklidi yaparken kulaklarımızı çınlatın =)  Sevgiler

Leave a Comment

Filed under Anne&Çocuk, Deneyimlerim

Boncuk Yemekte

Uzun uzun yazmak istiyorum bu konuyu aslında çünkü 6. aydan bugüne 2.5 senelik bir süreçten bahsediyoruz. Ama bir yandan da kısa ve net yazmak istiyorum. Videoları yayınladıkça sorduklarınızı bir an evvel yanıtlamak istiyorum ki bir faydam olsun. İkisi birden nasıl olacak bilmiyorum ama bir yerden başlamam lazım.

Baştan yazmam gereken çok önemli birşey var. Her çocuk farklı. Ve bu uzun bir süreç, pat diye olmadı bizde de. İştah konusu da değişken. Bazı çocuklar doğuştan iştahlı, bazısı iştahsız. İştahsız sanılan bazı çocukların araştırıldığında belirli gıdalara intoleransı olduğu da ortaya çıkabiliyor. İştahsız sanılan başka bir grup çocuğun sadece ilgi çekmek için yemek yemediğini de uzmanların yaptığı açıklamalardan biliyoruz.

Ben kendi kendine yemesinde bu duruma gelene kadar nelerin işe yaradığını yazmak istiyorum. O yüzden yazdıklarımı bir uzman görüşü gibi değil, bir anne deneyimi olarak okumanızı, yazdıklarımın sadece Ayşe için geçerli olduğunu göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Çocukları karşılaştırmamak da lazım. Ama bir yandan minicik bir tavsiye bazen çok işe yarıyor, o yüzden fikir vermiş olursam, ilham olabilirsem, hele ki sonunda işe yararsa ne mutlu bana.

Ben çok uykusuz ve yorgun bir anneydim. Hafızam uykusuzluktan çok olumsuz etkilendi maalesef. Hala deliksiz uyumuyorum. Yazıyı yazmaya başlamadan önce 6.aydan itibaren çektiğimiz fotoğraf ve videolara baktım hatırlamak için =)

6 ay – 1 yaş arası ilk ek gıda dönemi

boncukyemekte 1

boncukyemekte 2Bu dönemde Ayşe’nin önüne hep parça parça yemekleri koydum, ama bir yandan da kaşıkla ağzına yedirdim. Yiyecekleri bol bol mıncıkladı. 5 parçadan 4’ü yere veya üstüne, 1 parça ağzına gidiyordu. Çok sabır gerektiren bir dönem. Yere muşamba örtü sermiştim. Bazen de gazete kağıdı. Ayşe’yi de her yemek sonrası yıkıyordum, saç baş gidiyordu çünkü. Yardımcısız baktığım için ve hep uykusuz olduğum için gerçekten çok zordu. Ama bu yatırımı yaparsam ilerde rahat edeceğimi düşünerek sabrettim. Yemeklerini nasıl hazırladığıma gelince. İlk ay doktorunun önerisiyle meyveyle başladık. Sebzelere geçtiğimizde iki üç sebzeli pürelerle devam ettik. İlk haftalardan sonra pürelerine azar azar sarmısak ekledim. Tat versin diye. Yoğurtlarına nane koydum. 8. aydan itibaren artık püreden taneli yemeğe geçmiştik. Bir iki kez öğürdü, yok birşey bebeğim yutabilirsin diye güven verince devam etti yemeye. Bir kez öğürünce ne benim cesaretim kırıldı, ne onunkini kırdım, sonuçta yanındayım ve boğulacağı kadar büyük bir parça olmadığından eminim. Ayrıca boğazına kaçma durumunda ne yapacağımı da sormuştum dokturuna. 9. ayda ev yemeklerine geçtik. Biz nasıl yiyorsak öyle yedi. Annem bana bebekken kabak dolmasını hep sarmısaklı yoğurtla verirmiş. Ben de Ayşe’ye hep sarmısaklı yoğurtla hazırladım sebze yemeklerini. Yemeklerini hazırlarken içine tane karabiber, sarmısak, uyan bir yemekse bir parça zencefil rendesi ekledim. Tatsız tuzsuz bebek yemeği gibi değil, az tuzlu ama lezzetli, aromalı yemekler hazırladım ona. Örneğin kabak yemeği. Hiç soğan yerine sarmısakla pişmiş kabak yemeği denediniz mi? Hala böyle yaparım arada. Tarifini ayrı bir yazı olarak ekleyeyim. Köftesine de eklerim sarmısak. Balıkla patatesi meşhur zaten Instagramda tarifi var, buraya da ekleyeyim. Bir yemeğin içine sarmısak girdiği zaman lezzetsiz olması imkansız bence. Nane de çok kullandığım baharatlardan oldu. Bir yemeğin daha fotoğrafını buldum eskilerden. Brokoli ve kabak haşlamışım, balık var yanında yine buharda. Sonra tereyağında 1 diş sarmısak hafif çevirirdim, bu parçaları bir döndürürdüm. Üstüne biraz parmesan eklemişim. Nefis olurdu valla. Yazarken canım çekti =)thumb_IMG_6714_1024Yeme düzenin tam hatırlamıyorum, 1 yaşını bitirdiği günlerde kendi isteğiyle emmeyi bırakmıştı. Birkaç hafta sağarak verdim sütüm bitene kadar. Ara öğünlerini hep az tuttum. Kahvaltı öğlen yemeği arası hiçbir şey vermezdim. Öğlenden sonra sadece meyve. Böylece akşama iyice acıkmış olurdu. Hala da aynı şekilde devam.

Şeker ve paketli gıda 2 yaşına kadar hiç yemedi. 2-3 yaş arası çok çok az. O da doğumgünlerinde, misafirlikte herkes yerken o da yedi. Asla diyip elinden almadım. O da antipatik geliyor bana. Ama dikkat ettim, tatlıları birkaç ısırık alıp bıraktı. Hep tuzluya yöneldi. Damak tadı olarak tatlıya alışmadığını farkettim.

Bir de yemeklerinin faydası çok olsun diye içine değişik malzemeler – ruşeym, yulaf kepeği, et-kemik suyu vs gibi- eklediğim zaman yemeklerin lezzeti değişti, pek sevmedi. Ben de o yüzden klasikten şaşmadım.

thumb_IMG_1129_1024

Ara öğünlerde meyve harici birşey yemedi. Bizde zaten kek, kurabiye vs. pişmez. Hem biz yiyip kilo almayalım diye hep dikkat ederiz, hem de Ayşe dışarda o tarz bir şey yediğinde akşam yemeğinde iştahsız olduğunu farkedince hiç hazırlamadım.

1 yaş-1.5 yaş arası kendi kendine yemeye alışma dönemi:

Bu dönemde eline kaşık, çatal verdim. Bazen – uykusuzluktan dolayı sabrım olmadığı günler veya yemek çok sıvıysa- ben yedirdim. Bazen tamamını kendi yedi, bazen o başlıyordu ben bitiriyordum. Bata çıka yiyordu yine. Ağzına götürmeyi öğrenmeye başladı. Ama sıvılarda ve ev yemeklerinde ağzına götürene kadar yemek kalmıyordu kaşıkta. Yerler, üst baş yine batıyordu. Bilinçlenmeye başlamıştı ama. Katılarda – omlet, krep, köfte gibi- başarılıydı.  Yemekten keyif almasını sağlamaya çalışıyordum. Bir yandan da oyun oynamaması gerektiğini her yemekte hatırlatıyordum. “Yemekle oyun olmaz” kaç kez dediğimi bilmiyorum. “Lütfen dökmemeye çalış, anne silerken yoruluyor sonra temizlemek yerine oyun oynamak istiyorum seninle” de sıkça tekrarladığım diyaloglardandı. 6 ay 1 yaş arası gibi serbest olsun, yemeği tanısın döneminde değil değil artık yemek yeme alışkanlığını yavaş yavaş öğrendiği dönemdeydik. Kendi kendine yemesi çok özgüvenini okşuyordu. Ayşe Koç burcu zaten. Her şeyi kendi yapmak istiyor bebekliğinden beri. Kendi kendine yemek onu hep mutlu etti, o “başardım” hissi.

thumb_IMG_3648_1024

1.5-3 yaş arası – kendi kendine yemenin oturduğu dönem:

Okula 18 aylık başladı Ayşe. 2 saatle başladı, çok kısa bir süre sonra öğlen yemeklerine de kalmaya başladı. Okulunu yeme alışkanlığımıza etkisi çok çok büyük. Birçok anneden duyuyorum okulda yiyormuş, evde yemiyor diye. Sürü psikolojisiyle okulda arkadaşlarından görüp yiyorlar. Bir de okulda yemek yenmezse kimse beklenmiyor, sofra toparlanıyor. Bir kez kaçırınca ikincide yemesi gerektiğini biliyor. Bizde de durum benzerdi. Ben okulumuzdan da çok destek aldım evdeki kuralları belirlerken. Ama mesela kendi kendine yemeyi öğrenirken önüne cıvık çorbalar, çok sulu yemekler de koymadım, rahat yiyebileceği şeyler olmasına dikkat ettim. Dökmemesi için de uyardık babasıyla. Öyle koyvermedik. Sonuçta biz temizliyoruz bir, ikincisi uyarmadığımız zaman son derece pislik yapmayı seven bir çocuktu.

thumb_IMG_5566_1024

Bir yemeği yemeyeceğim dediğinde “başka yemek yok, sen bilirsin aç uyursun, sonra gece aç uyanırsın yemek de kalmamış olur” diyordum. Alternatif sunmuyordum. Az da yese o akşam sofra kalktığında yemek konusunu kapatıyordum. Bir akşam yarı aç uyuduktan sonra ertesi gün ve sonraki günler ne varsa onu yedi. Kararlı olmak çocuğa uygulanan tüm kurallar ve sınırlar gibi yemek konusunda da en önemlisi.

Yemek yerken hiç gözünün içine bakmadım, lütfen ye demedim, benim için bir kaşık daha demedim. Acıktın, yemek bir ihtiyaç, kendi ihtiyacın için yiyorsun benim için değil mesajını vermeye çalıştım. Hatta mızmızlandığı günler sen bilirsin kendin için yiyorsun diye direkt söylemişimdir de. Doydum dediği zaman dinledim, tamam dedim, 1 kaşık daha demedim. Yemek bittikten sonra aferin demedim, hep afiyet olsun dedim. Çocuğun aferin denince yemek yemesine bir ödül verildiğini düşündürdüğünü okumuştum hamileyken. Aferin dendiğinde çocuk yemek olayını büyütür, çok önemli bir şey yaptığını zannedermiş. Yemeyerek de ilgi çektiğini, annesine bu önemli şeyden eksik bıraktığını, bazı olayların ihanetini böyle çıkarttığını de okumuştum. Çocuklar çok akıllı varlıklar. Gözünün içine bakınca hoşlarına gidiyor ve bu durum hep devam etsin diye bin dereden su getirerek yemeyi davranış haline getirebiliyorlar.

Bu aralar yemeyi sevmediğinde  “bu yemeği bulamayan çocuklar var, lütfen değerini bil” diyorum.

Yemek yerken TV, Ipad izletmedim.

1.5 yaşına kadar erken uyuduğu için yalnız yedi ama sonrasında haftaiçi 19:00 fiks akşam yemek saatimiz oldu ve ailecek birlikte oturduk sofraya. Dikkat ediyorum haftasonu yalnız yediğinde daha çok sohbet ediyor ve dikkati dağılıyor, süre uzuyor.

3 yaşını geçti mama sandalyesini daha yeni bıraktık. Rahat yediği için uzun süre kullandım. Masaya oturduğunda yüksek kalıyor bir, ikincisi yemeğin ortasında dikkati dağıldığı zamanlarda kalkma riski var. Bu hafta yüksek sandalyeye geçtik. Çok rahat o da. Stokke’nin sandalyesi, 5-6 yaşa kadar rahat kullanılabiliyormuş. Hatta daha uzun süre.

Bu yazdıklarım ilk aklıma gelenler. Yine sorularınıza göre devam ederim. Yorum bölümüne yazarsanız kaçırmamış olurum. Umarım işinize yarar. Bu işte kararlı olmak, başlarda çook sabırlı olmak, pisliğe katlanabilmek ve çocuğa yemeği kendisi için yediğini belli etmek çok önemli bence. Yemesi için gözünün içine bakmadan, aferin demeden, alkışlamadan, yemeği önüne koymayı ve kendi haline bırakmayı deneyin. Birkaç gün aç kalınca – ki birkaç günü bulmaz – hiçbir şey olmaz. Durum değişikliklerine çok çabuk adapte oluyorlar. Artık ben yedirmiyorum, sen istediğin kadar kendin için yiyeceksin demeyi deneyebilirsiniz. Sevdiği, lezzetli yemeklerden başlayabilirsiniz. Sebzeleri lezzetlendirebilirsiniz, içlerine makarna katabilirsiniz. Anne babanın aynı kafada olması yine her konuda olduğu gibi yemekte de çok önemli. Bir kişi kararlıyken öbürü esnek davranırsa çocuk esneği kullanıyor. Baba da anneye destek olmalı ki bizde Murat da aynı şekilde davrandı hep. Gerçekten bunları denemenize rağmen yemiyorsa belki alerjik bir durum vardır, belli gıdalara intoleransı vardır, veya gerçekten iştahsızdır. Orada doktor devreye girmeli. Belki kitaplar vardır bununla ilgili, ben bilmiyorum, bilenler fayda görenler isimlerini yazabilir mi?

Bu yazdıklarımla yeme problemi çözülen ve Ayşe’nin videolarıyla iştahı artan, heves edip kendi kendine yiyen çocukların artması dileğiyle…

 

9 Comments

Filed under Blog, Boncuk Yemekte